Etiket: kitap

Hüma’dan Kitap Okumak Hakkında
Hüma’dan Kitap Okumak Hakkında

Merhaba ben Hüma.

Sekiz yaşındayım. 3. sınıfa gidiyorum.

Doğayı çok seviyorum.

Annem ben daha bebekken bana kitap okuyormuş. Büyüyünce ben kendim okumaya devam ettim. (daha&helliip;)

Committed

“Eat  pray  love” adlı kitabı okumuş muydunuz? Türkçe’ye benzer şekilde “Ye  dua et  sev” olarak tercüme edilmiş bu kitap Julia Roberts ve Javier Bardem’in başrollerini paylaştıkları bir film olarak da karşımıza çıkmıştı. (daha&helliip;)

Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum

Sevginin ölçüsü ya da tarifi var mıdır? Kim tam anlamıyla elle tutulur bir birim verebilir ki karşısındakine duyduğu sevgiyi anlatırken? (daha&helliip;)

Köpek: İnsanın Gerçek Dostu

Dayanamadım yine bir kitap hakkında yazıyorum sizlere sevgili okurlar. Köpek sevgisi olanlar için daha da bir ilginç. Hem çocukların, hem de büyüklerin okuyabileceği kısa kısa hikayelerden oluşmuş “Uygarlığı Değiştiren 100 Köpek.” Yazan Sam Stall. Can Yayınları’ndan çıkmış 170 sayfalık bu ince kitabın içeriği bence çok keyifli. (daha&helliip;)

Eğlenceli Klasik Müzik

Müzik Ruhun Gıdasıdır…

Özellikle de klasik müzik değişmez, vazgeçilmez, alternatifi yaratılamamış bir müzik türü. (daha&helliip;)

Başarısızlık İçin On Emir – 2

Evet efendim nerede kalmıştık? Şu harika kitabın altıncı başarısızlık emrindeydik değil mi?

BAŞARISIZLIĞI GARANTİLEMEK İSTİYORSANIZ…

Altıncı Emir – Düşünmeye Zaman Ayırmayın

Bilgi çağında yaşıyoruz değil mi? Herkes bunu söylüyor, bununla gururlanıyor. Artık bilgisayarımızın karşısına geçtiğimizde ya da elimizdeki son model mini cihazların birinden internete bağlandığımızda, dünyada aradığımız her türlü bilgiye kolaylıkla ulaşıyor muyuz? Ya da ulaştığımız gerçek bilgi mi? Aslında burada bir hata var. Kitapta da belirtildiği gibi bilgi çağında değil, veri çağında yaşıyoruz.

Verilere durmaksızın, istediğimiz an ve yerde ulaşıyoruz. Fakat bazen bu veriler yarardan çok zarar veriyor, eğer doğru analiz edilmezse, eğer her okunan kanun ilan edilirse,…

Örneğin domuz gribini ele alalım. Ne kadar tedirgin olduğumuz o dönem, benim hayatımda derin bir iz bıraktı. Devlet, doktorlar ne dediğini, ne diyeceğini, nasıl yönlendirmeleri gerektiğini şaşırdılar. Her kafadan bir ses çıktı. Ne yaptım ben de diğer pek çok insan gibi? Evet, bilgisayarımın başına geçtim ve “bilgi” topladığımı sandım. Oysa ki oradan aslında belirli veriler elde ediyordum sadece.

Düşünmeye vakit ayırmadığımızda, bize sunulanlarla yetinmeye mahkumuz aslında. Bu çocuklarımız için de geçerli. Minicik yaştan itibaren onların her türlü adımını planlıyoruz. Onlar adına düşünüyoruz.

Önemli kararları almak ebeveynlerin sorumluluğunda bence. O konuda tereddüt etmiyorum. Örneğin doktora gidip gitmeme kararını bir bızdık veremez, vermemeli. Ya da üç yaşındayken okulunu seçmesi beklenmemeli, çünkü onun seçim kriterleri çok farklı. Oysa biz ileride sağlam bir kişi olabilmesi için nasıl bir altyapı gerektiğini biliyoruz. Karar bizde olmalı.

Ama bir doğumgünü partisinde, o partinin planlanmasında miniğimizin düşünmesine fırsat tanıyor muyuz? Yoksa biz de hiç düşünmeden, direkt harekete geçip, onun adına bize göre doğru olan düzeni mi kuruyoruz?

Maya’nın doğumgünününde hiçbir animatör olmadan çocukların kendi kendilerine oyun yaratması ve saatler boyunca sıkılmadan oynamaları benim için tüm bu anlattıklarımın canlı örneğidir.

Goethe demiş ki, “Eylem kolaydır, düşünce zordur.”  

Zoru başarmanın keyfi de başkadır 🙂

Yedinci Emir – Sadece Uzmanlara ve Dışarıdan Danışmanlara Güvenin

Bu emri kitapta harika bir hikayeyle örneklemişler:

Aylardan Ekimdir ve bir Kızılderili kabile reisi kışın sert geçeceğini düşünmektedir. Kabilesine yakacak odun toplamalarını söyler. Tahminini doğrulamak için de Ulusal Meteoroloji Hizmetlerini arar ve görevli meteorologa sert bir kış beklenip beklenmediğini sorar. Görevli “Elimizdeki göstergeler bu olasılığa işaret ediyor.” der. Reis kabilesine daha fazla odun bulmalarını söyler. 

Bir hafta sonra meteorolojiyi tekrar arar ve bu kez ağır bir kışın yaklaşmakta olduğunu söylerler. Reis Kızılderililere bulabildikleri en küçük odun parçalarını bile toplamalarını söyler.

İki hafta sonra yine meteorolojiyi arar ve şöyle sorar: “Bu kışın soğuk geçeceğinden emin misiniz?” “Kesinlikle.” diye yanıt verir meteorolog, “Kızılderililer deli gibi odun topluyor.” 

Bizler de bazen nedense dışarıdan gelen bir yorumun aslında gerçeği yansıtmadığını bilsek ya da şüphemiz olsa bile, yorumu yapan kişiyi dinleriz. Bir başkasına bazen kendimizden daha fazla güveniriz.

Oysa bazen konusunda uzman olan kişiler de hata yapabilir. Biz çocuğumuz için farklı bir sistemin daha doğru olduğunu düşünürken, konusunda uzman olan bir doktor, bir eğitimci ya da bir pedagog tarafından söylenenleri hiç düşünmeden kabul edebiliyoruz çoğunlukla. Onlara kendimize güvendiğimizden daha fazla güveniyor, inanıyor ve kıymet veriyoruz.

Sadece uzmanlara güvenerek başarısızlığımızı garanti ediyoruz.

Sekizinci Emir – Bürokrasinizi Sevin

Bürokrasi Türkiye için yabancı bir kelime hiç değil. Devlet dairelerine gidersiniz, bir türlü hızlı işlem yapılamaz çünkü birbiri ardına sıralanmış bürokratik engeller vardır aşmanız gereken.

Kızımızın doğumunu takiben Türkiye’ye geldiğimizde heyecanla nüfus cüzdanını çıkartma aşamasındayken, eşimin kaç defa aynı devlet dairesine gittiğinin sayısını bile unuttum. Çünkü her şeyi taksit taksit söylüyorlardı ve son aşamaya gelene kadar atılacak o kadar çok adım, uğrayacak o kadar çok oda var dı ki…

Bürokrasi nasıl şirketleri hantallaştırıyorsa, toplumları ve bireyleri de aynı şekilde boğuyor.

Dokuzuncu Emir – Karışık Mesajlar Verin

Net olmak, düşündüğü ile söylediği bir olan bir birey olmak aslında bazen oldukça zor.

Çocuğunuzla sizi ele alalım mesela? Hiç olmamış mıdır ki, çocuğunuza o gün üçüncü defa  “Arkadaşına bir daha kötü söz söylersen hemen eve gidiyoruz” dediğiniz?

Ya da benim durumumda akşam banyosundan sonra yemeğini yerken Kipper seyretmek isteyen Maya’ya izin verip, sonra filme daldığı için yemeğini yemeyi unuttuğunda tekrar ve tekrar ve tekrar filmi kapatacağım tehdidini savurmuş olmam. İşte benden kızıma karışık bir mesaj. “Filmi ancak yemeğini güzel yerse seyredebilecek, aksi takdirde televizyon kapatılacak.” mesajını sizce net olarak aldı mı bu çocuk?

Tabii ki hayır. Hata kimde? Bende!

Bunu farkettiğimde (biraz da sinir hali hakim olduğundan) televizyonu başka bir uyarı yapmadan direkt kapattım ve artık televizyon karşısında yemek yenemeyeceğini izah ettim. (Zararın neresinden dönülse kârdır.)

Bu tarz örnekler hayatın her noktasında var aslında. Yine yaşadığım örneklerden, önce size kesinlikle prensiplerinde sizin başından beri üzerinde durduğunuz bir uygulamanın yer almadığını söyleyen yüzme kurumu, siz üyeliğinizi iptal etmek istediğinizi belirttiğinizde birden bire prensipleri (aslında bürokrasiyi) bir tarafa bırakıp daha insancıl yaklaşma kararı alır. Ardından üyelik bittiğinde tekrar eski bürokrasi yerine gelir oturur. Nerede mesaj? Yok oldu gitti.

Kaybetmek istiyorsanız sakın net olmayın!

Onuncu Emir – Gelecekten Korkun

Keough “Risk almaktan vazgeçmek, ciddi bir risktir!” demiş bu bölümde. Ve güzel bir örnek vermiş hayattan. Özellikle Türk erkeğinin çok iyi anlayacağı bir örnek olduğunu düşünüyorum 🙂

Pek çok insan için gelecek hakkında temkinli ve dikkatli olmak doğru bir davranıştır. Temkinli olmak bir suç değildir ama şirket faaliyetlerinde her zaman başvurulan yöntem haline gelmesi, başarısızlığı çabuklaştırabilir.

Futbolda bu her zaman görülür. Maçın sonuna doğru, önde olan takım artık kendini tehlikeye atmak istemez ve avantajını korumaya dikkat eder. Avantajını risk alarak sağlamış olmasına rağmen, artık riske girmez. Ve çok kez oyunun son dakikalarında yenilir!

İyimser olmak kişinin olaylara daha sakin yaklaşmasını sağlıyor diye düşünüyorum. Sorunlara sakin yaklaşım ise çoğu zaman açılan kapıların daha kolaylıkla görülmesini sağlıyor.

Telaşlı, olumsuz, korku dolu bir yaklaşım ise olabilecek çözümlerin önünden onları farketmeden geçmemize neden oluyor çoğunlukla.

Neden bazı talihsizlikler hep aynı kişiyi bulur? Neden bazı insanlar sürekli kaza yaparlar? Öte yandan neden bazıları hep dört ayak üzerine düşer?

Belki biraz “Secret” vari bir yaklaşım ama iyimserlik ve biraz da cesaret hayatın daha olumlu akmasına destek oluyor diye düşünüyorum.

Ama başarısızlık için korkmak şart!

Donald Keough bizler için son bir emir daha eklemiş kitaba, on birinci olarak…

On Birinci Emir – İşinize ve Yaşama Olan Tutkunuzu Yitirin

Hayaller olmadan yaşam olur muydu derdiniz?

Birileri hayal etmeseydi Disney World olur muydu?

Birileri hayal etmeseydi aya gidilebilir miydi?

Birileri hayal etmeseydi şu anda ben bu satırları sizlerle paylaşabiliyor olur muydum?

Bir hayal ve o hayalin yarattığı heyecan. İşte hayatın özü.

George Bernard Shaw’un bir sözü var kitapta, bence harika:

Mantıklı insan dünyaya ayak uydurur. Mantıksız adam dünyayı kendine uydurmaya çalışmakta ısrar eder. Dolayısıyla tüm gelişme, mantıksız adama bağlıdır.”

Her şey duygularda saklı. Bir şeyi içimizde, gerçekten tüm benliğimizle hissettiğimiz noktada, her bir dokumuz heyecandan kıpır kıpır olduğunda doğru yolda olduğumuzun en büyük işaretini almışız demektir.

Yolunuz açık olsun!

Başarısızlık İçin 10 Emir – 1

Bir süre önce bu harika kitabı çok sevdiğim bir akrabam yolladı bana.


Coca-Cola‘nın efsanevi başkanı Donald R. Keough‘un kaleme almış olduğu ve önsözünü Muhtar Kent‘in yazdığı kitabın ismi İş Yaşamında Başarısızlık İçin On Emir.

Anlatılanlar her ne kadar iş hayatını kapsasa da, aslında gündelik hayatta da örnek alabileceğimiz konulara parmak basıyor diye düşündüğümden burada sizlerle  paylaşmak istedim.

İlk beş emir bu yazıda, ikinci beş emir bir sonrakinde olacak. Sizleri fazlasıyla uzun bir yazıyla sıkmak istemiyorum zira. 

 

BAŞARISIZ OLMAK İSTİYORSANIZ…

Birinci Emir – Risk Almaktan Vazgeçin

Gündelik hayatta da öyle değil mi? Eğer renkli bir yaşam sürdürmek istiyorsak, ama ufak, ama büyük çeşitli riskler alırız. Aksi takdirde son derece monoton, sıradan, bize heyecan vermeyen, gelişmemize katkıda bulunmayan bir hayat içerisinde akıp gideriz.

Tanımadığınız bir ülkeye yaptığınız bir seyahat, yeni açılmış bir mekanda yediğiniz bir yemek, ilk defa deneyeceğiniz bir spor dalı, çocuğunuzla yapılan ilk uzun uçuş, bebeğinizi arabaya bindirip ilk defa baş başa bir yerlere gittiğiniz o unutulmaz gün,… Ve daha pek çokları. Bunların hepsi alınan minik riskler.

Bir restorana gittiğinizde yeni bir lezzeti keşfetmek bazen sizi aç bıraksa da, yine de heyecan verici bir risktir aslında.

Riskleri alıp, hayatını renklendiren kişiler, yeniliklere açık olanlar, attıkları her adımda diğerlerinden önde oluyorlar bence. En azından hayatı gerçekten yaşıyorlar, kenardan seyretmektense…

Hayatı ıskalamak için kesinlikle risk almayın!

İkinci Emir – Esnek Olmayın

Kitapta da belirtildiği gibi, risk almamak ve esnek olmamak yakından ilintili ancak aralarında ufak bir fark var. Esnek olmayan insanlar risk almaktan korktukları için değil, kendi doğrularına sonuna kadar inandıkları için esnek olmuyorlar.

Hayatta da bu tarz insanlar karşınıza çıkmaz mı? Kendi bildiği doğrunun evrensel doğru olduğunu düşünen, buna gönülden inanan ve aksini savunan kişiyi dinleme ihtiyacı bile duymayan, kulağı her türlü farklı fikre kapalı kişiler…

Nasıl bir özgüvendir ki insanı kör eder? Ne kadar yanlış bir özgüvendir ki bu, insanı hatalara sürükler ve sürükler ve sürükler,…

Öncelikle kendi kendimizi analiz etmeliyiz aslında, bizler nasılız konu esnek olmaya geldiğinde? Çünkü bazen insan gerçekten kendini dışarıdan görüldüğü gibi göremiyor. Tarafsız olamıyor.

Yeni nesiller için ise esnek olmak her anlamda çok önemli. Pek çok dilin konuşulduğu, dünyanın giderek küçüldüğü, ülkelerin pek çok işi birlikte yaptığı bir ortamdan bahsederken, esnek olmayan bir kişinin barınması ve başarılı olması söz konusu bile olamıyor.

İnsanlarla anlaşmak istemiyorsanız, anlamak ya da anlaşılmak umrunuzda değilse, o zaman kesinlikle esnek olmayın!

Üçüncü Emir – Kendinizi Uzaklaştırın

Tarsus’ta okumuş, okul itibari ile Amerikan sistemi ile gençlik yıllarını geçirmiş, ancak Mersin’de yaşamanın getirdiği bahçe, köylü, bahçeci, kapıcı çocukları, mahalle arkadaşlıkları gibi pek çok seçeneğin bulunduğu karışık bir toplumdan çıkmış olmanın avantajını yaşadım hep.

Benim en iyi arkadaşlarım arasında apartmanımızın kapıcısının iki kızı da vardı, Mersin valisinin kızı da… Hocalarımız Amerikalı, İngiliz, Hawaii adalarından, Alman ya da Ganalı olabiliyorken, aynı zamanda Tarsus, Kıbrıs, Mersin, Antakya ya da İskenderun’dan da olabiliyordu.

İşte bu karışıklık, benim hayatta her türlü insanla rahat bir iletişim kurmamı sağladı. Turizm ile uğraşırken, minibüs, otobüs şirketleri ve şoförlerle rahatlıkla iletişim kurardım. Hiç kendimi kastığımı hatırlamıyorum. Onlardan biri olurdum.

Staj yaptığım Hilton’da servis elemanı olarak çalışırken, diğer garsonlar benim en iyi öğretmenlerimdi. Ben Bilkent’te okuyorum diye kasılmadım asla. Tam tersi onların öğrettiklerini tüm kalbimle dinledim, onların tecrübelerinden faydalanmaya çalıştım.

İnsan kendini kendi ile aynı “sınıfta” görmediklerinden soyutlayınca aslında hayattan da soyutlanıyor. Her mesleğin, her kişinin bir kıymeti var. Yeter ki niyet iyi olsun. Bunu böyle görüp, iletişimi buna göre kurmak bana sadece kazandırdı. Umarım ki kızım da bir kozanın içinde olmayacak ve farklı yapıda, farklı geçmişi olan, farklı hayatlar süren kişilerle rahatlıkla anlaşabilecek.

Ama siz kendinizi herkesten farklı ve onlardan özel görüyorsanız, başarısızlık için önemli adımlardan birini atıyorsunuz demektir!

Dördüncü Emir – Yanılmaz Olduğunuza İnanın

Hayatta bir kişinin hatalı olduğunu kabul edip, karşısındakinden özür dilemesi kadar kıymetli bir hareket var mıdır? Bu bana özür dileyen kişi adına onun ne kadar kendine güveni olduğunu düşündürür. İçimden tebrik etmek gelir.

Fark ettiniz mi hiç bilmiyorum, bazen tartışmalar uzar gider ve öylesine uzar ki ilk başlangıç noktasının ne olduğu bile unutulur. Ne zaman ki iki taraftan biri içtenlikle özür diler, işte o zaman iş tatlıya bağlanır çünkü en sihirli sözcük sarf edilmiştir.

Yanıldığını kabul edebilmek, bir olgunluk göstergesi…

Ama “Kim takar olgun olmayı, ben asla hata yapmam!” diyorsanız, buyrun sizi kaybedenlerin masasına alalım…

Beşinci Emir – Faul Çizgisine Yakın Oynayın

Benim gibi futbol özürlü bir kadının bu başlığı ilk anda anlayabildiğini sakın düşünmeyin…

Fakat bu bölümde yer alan bir söz çok anlamlı ve herşeyi özetliyor: Walter Cronkite demiş ki: “Başarı, ilkelerinizi çiğnemeden elde ettiğiniz zaman daha kalıcıdır.”

Bir düşünün; hile, torpil, yalan, dolan ile elde ettiğiniz bir “başarı” ne kadar kendi başarınızdır?

Sporda bile kendi çabasıyla, senelerce yapılan antremanlar sonucu kazanılan bir madalya ne kadar bir sporcuya mutluluk ve gurur veriyorsa, hormon takviyeleriyle kazanılan bir başarı o kadar içten içe gerçek gelmiyordur.

Yine bu bölümde çok kıymetli olduğunu düşündüğüm bir sözle bu yazıyı tamamlıyorum. İş hayatı odaklı olsa da eminim sizler gündelik yaşantınızdan da parçalar bulacaksınız bu sözü okuyunca – en azından düşünmeye değer…

Yöneticilerin kaygısı işleri doğru yapmaktır, önderlerin kaygısı doğru işleri yapmaktır.” – Anonim

Siz oyunun neresindesiniz?

Yeni Yüzler, Yeni Bızdıklar

Geçen Perşembe saat 16:30’da bızdıklarla sihirli mekanımızda buluştuğumuzda, yeni yeni yüzler vardı. Kimisi tam zamanında oradaydı. Kimi biz okurken geldi.

Yeni yüzler, yeni heyecanlar. Onların ilk şaşkınlığını izlemek çok hoşuma gidiyor. İlk günden okuma saatini takip eden sadık okuyucularımız artık programın nasıl ilerleyeceğini biliyorlar. Tek yenilik seçilen kitaplar ve yapılacak aktivite oluyor.

Fakat yeni yüzler için her şey bir sürpriz. Ben de bunun farkında olduğumdan, onları daha da işin içine katmaya çabalıyorum. Arkalarda otursunlar istemiyorum.

Bu hafta aslında tüm çocuklara bir değişiklik planlamıştık. Sihirli Sayfalar’da piyano dersi de veriliyor. Ben taze gelmiş bir sürü kitap arasından bu hafta okuyacaklarımı seçmek için her zamanki masama kurulmuşken, piyano öğretmeni Oya‘da bu projeye katkıda bulunmak istediğini söyledi. Havalara uçtuğumu tahmin edersiniz. Düşünsenize sanat ve edebiyatın ilk adımlarını bu minikler Sihirli Sayfalar’da her hafta atıyorlar, yeni yeni tecrübeler ediniyorlar.

Bir de müzik eklenince işte size yeni bir renk. Nasıl olur, ne yaparsak keyif alırlar diye konuştuktan sonra ben kitaplarımı seçtim. Oya Hanım’da planını yaptı.

Ve ne yaptık dersiniz? Kitaplardan birindeki nakarattan bir şarkı çıkartıp, çocuklara çalındı. Ardından heykel dansı yaptılar. Çok şekerlerdi. Fotoğraflar tam hissi anlatmıyor bu tip görüntülerde. O nedenle filmi izlemenizi öneririm.

Bızdıklar Heykel Dansı from 0kmbizdiklar on Vimeo.

Ardından mekanın iki minik hayvanı (Guinea Pig – Türkçesi ne bilemiyorum) Tarçın ve Biber çocuklar tarafından sevilmek üzere daire içine alındı. Onlar biraz korktular ama bizimkiler onlara hiç zarar vermedi, minik elleriyle sevdiler sadece.


Bu hafta hangi yeni kitaplardan seçmeler yapıp, ne kılığa bürünsem diye düşünüyorum ben.

Size düşen bızdıklarınızı kapıp okuma saatine gelmek, hatta daha da iyisi bızdıklar arkadaşlarını da getirsinler. Hepinizi bekliyoruz 🙂

Bir Baba Okudu!

“Babalar okuyor!” diye yola çıktık, ilk babalı okumamızı gerçekleştirdik.

Hamileliğinin son haftalarında olan Tuğba’yı aralıklarla yokladım “Tuğbacım daha doğurmuyorsun değil mi?” Yani demek istiyorum ki eşi okumamızı yapacak olan ilk baba ya, aman sakın doğurma da okumamızı yapalım 🙂

Çok mu bencilce? Belki birazcık ama iyi niyetle. Bir kere Tuğba’nın erken doğum yapması zaten kimsenin hayrına değil. Sonra Borkan Bey kendiliğinden gönüllü olmuş. Şimdi gelemezse başkasını ikna etmem gerekecek falan, zor iş yani…

Neyse çok şükür sağ salim geldiler 🙂

Borkan Bey’e kitap alternatiflerini gösterdik. Kendi içinden geldiği şekilde seçti. Minikler sıralandılar hemen karşısına. O da oturdu okuma koltuğuna.

Önce biraz üzerinde konuşulabilecek bir kitap seçti. Fakat bızdıkların çenesi düştü. Sor sorma konuşuyorlar. Hem de hepsi! Onun üzerine okuyucu babamız, strateji değişikliği yaparak masallara geçti.

Bu sefer göremiyoruz falan diyerek etrafını sardılar. İnanılmaz şeker bir görüntü çıktı ortaya.

Mest oldum mest. İşte budur! Babalar da gayet güzel kitap okur!

Kıpırdanmalar başlayınca doğru aktivite masasına. Ayşe onlara Starbucks espresso bardaklarından uğurböcekleri yaptırttı. Babaları da davet etti masaya ama onlar geri planda kalmayı tercih ettiler nedense…


Aslında burada amaç, babaların ve bızdıkların masaları doldurması ve aktiviteyi hep beraber yapmaları. Böylece baba-çocuk paylaşılmış bir an yaşanmış olacak. Arkadaşlarına gururla anlatacakları bir hikayeleri daha olacak. Belki bu Pazar bunu başarabiliriz. Biz anneler de Ayşe’nin güzel kahvesinden yudumlarız. Hava iyiyse dışarıda, değilse içeride sohbet ederiz. Ya da hiç gelmeyiz, bırakırız baş başa olmanın tadını çıkartsınlar. Değil mi ama?

Borkan Bey madalyayı kaptı. Belki kendisi de bu tecrübesini sizlere
0 km.bızdıklar aracılığı ile aktarmak ister. Ben ondan gelenleri sizlerle burada paylaşacağıma söz veriyorum 🙂

Bir arkadaşım baba-çocuk okuma saatine ve aktivitesine çok güzel bir bakış açısıyla yaklaştı. Kendi kelimeleri ile, şöyle yazmış: “Eminim çocukların hayatında anneler kadar etkili olamadıklarını düşünen babalar vardır, onlar için de kendilerini iyi hissetme şansı vermiş oluyorsun.”

İster çocuklarına bol bol vakit ayıran, ister ayıramayan babalar olsun, her türlü, hem kendi çocuğuna, hem de başka bızdıklara kitap okumak, onların heyecanlı bakışlarını yakalamak unutulmaz bir his.

Buna bir de keyifli bir sanat şaheseri(!) yaratma imkanı da eklenince bence herkesin mutlu olması kaçınılmaz.

Bu Pazar saat 13:00’te Sihirli Sayfalar’dayız efendim, bekleriz 🙂

Aaaa peki kim okuyacak, kimler katılacak? Hadi bana haber verin ki planlamamızı yapalım (Sevgili eşim, bu satırları okurken gülüyordur mutlaka – ben ve planlarım, vazgeçilmez ikili…)

Şaka değil, gerçekten, haber verin, bekliyorum… :))

İmkansız(!) Periler

Geçen hafta peş peşe mailler gelmeye başladı, önce sevgili Begüm’den, ardından başka yakınlarımdan – “İmkansız(!) Periler…” kitabının satışı ile ilgili olarak.

Belki sizlere de gelmiştir, hatta kitap şu an evinizde okunmuş bitmiştir bile.

Bilmeyenler için baştan başlayayım:

Hepimizin saygıyla andığı, bu ülkede yetişmiş tartışmasız en kıymetli, en üretken insanlardan birisi olan Prof.Dr.Türkan Saylan hakkında, ölümünü takiben bir gazetenin yazdığı, insanın tüylerini ürperten, midesini bulandıran bir yazıya karşı bir protesto ve Sayın Saylan’ın bebeği Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği‘ne yardım amaçlı bir kampanya ile ilgiliydi gelen mail.

Bana düşen kitabı hemen almaktı. Öyle de yaptım. Kitap sadece D&R;’larda satılıyor. (Kitap dağıtımı için sponsor olduklarından olsa gerek.)

Bana düşen ikinci görev de sizlere 0 km.bızdıklar sayesinde bu duyuruyu yapmaktı. Onu da şimdi yapıyorum.

Benim burada üzerinde durmak istediğim, Sayın Saylan’a yapılan saygısızlıktan da öte, ne kadar kıymetli bir çalışma yapıldığından sizleri haberdar etmek aslında.

“İmkansız(!) Periler…” METRO Group liderliğinde okutulan 1,000 kız çocuğunun hikayesini anlatan bir kitap. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Sayın Türkan Saylan’ın yönlendirmesiyle ilk etapta 100 çocuğa destek vermeye başlayan METRO Group, kademeli olarak bu sayıyı 1,000’e çıkartmış.

Bu kitap ise, METRO çalışanlarının bu çocukları ziyaret etmesiyle oluşmuş. İşte o çocukların tek tek hikayesi, resimleri ve yaşadıkları derlenmiş toparlanmış, bizlere sunulmuş. Ben okudukça hem üzüldüm – çocukların bu kadar zor şartlarda yaşamalarına, hem de sevindim – ileri görüşlü, açık fikirli, onları destekleyen aileleri olduğu için.

Kitabın geliri ÇYDD’ne bağışlanacak. Eğer tükenmediyse hemen almanızı tavsiye ederim.

Kitabın arka kapağı da bence çok etkileyiciydi. Sizlerle paylaşmak istiyorum bir fikir vermesi açısından:

Hayat her pencereden farklı gösteriyor kendini bize…
Yeşil, kırmızı, tozpembe ve canlı renkler “imkânı” olanın her zaman yanında.

Peki, ya “imkânı” olmayanlar?

Onlar siyah ve beyaz arasında mahkûm bir hayat sürüyorlar…

Yokluklarla ve yoksullukla bezenmiş bir hayatın içinde imkânsız başarılar kazanan Perilerin hikâyesine şahit olacaksınız…

Aslında “imkânsız” denilen duygunun kendi içimizde yarattığımız bir perdeleme olduğunu anlayacaksınız…

Doğanın dengesine inat, zorluklarla mücadele eden ve her birinin ayrı masalsı hikâyesi olan İmkânsız(!) Periler… unuttuğunuz değerleri size tekrar hatırlatacak…

İşte yaşamın gerçek Perileri ve imkânsızı başarmanın hikâyesi…