Tek Bir Cümle Söyleseniz Ona

Yaş 35, yolun yarısı…

Denmiyor neyseki artık. Kimine göre yaş 40-45, yolun anca yarısı. Eh hangisi doğru olursa olsun, yarısına başarıyla ulaşmış vaziyetteyim. Tabii bundan sonrası geriye gidiş şeklinde olmayacak. En azından niyetim o değil 🙂

Kendimi geliştirmeye, öğrenmeye, keşfetmeye, üretmeye devam – diye diliyorum 🙂

Bir yanım ileriye bakarken, onca senenin birikimi sayesinde geriye dönük bazı değerlendirmeler de yapmıyor değilim tabii. İnsanın kendinden sonra gelecek(ler) için aklına, “Acaba hayatının özünde ne olması iyi olurdu?”, “Tek bir cümle ile yol göstermek istesem, ne derdim acaba?”, “Nasıl bir bakış açısı olsun ki hayatı ıskalamasın?”,… gibi pek çok soru gelebiliyor. En azından bende durum bu.

Günlük koşturma ve bir yerlere veya bir şeylere yetişmeye çalışma hissi bazen insanı odak noktasından o kadar uzaklaştırıyor ki, değil başkasına, kendinize bile faydanız dokunmuyor.

Şöyle bir tararsam eğer… Hani bilinçli hâlimden itibaren şöyle bir ileri gidersem, sanki film şeridi gibi gerçekten.

Kids freedom

Bir dönem okul, okula bağlılık, sıkı dostluklar, öte yandan arkadaşlıkların inişleri çıkışları, ilk aşklar, saf saf olan bitenleri çözmeye çalışmalar, hayal kırıklıkları, mutluluklar, ilkler, birbirine girmiş karmaşık hisler,…

Derken çalışma hayatıyla gerçek yaşamla karşılaşma hâli. Bir yandan özgürlüğün getirdiği mutluluk, diğer yandan sorumlulukların artması, işe dört elle sarılma hâli, işin hayatın odak noktası olması, yine dostluklar, duygusal iniş çıkışlar, yine ilkler, hayatını paylaşmak istediği kişiyi bulmasıyla gelen heyecanlar,…

Akabinde tam anlamıyla insanın yetişkin olduğunu hissetme noktası, belki de evlilikten de öte çocuğunun olması. İşte tam bir karmaşa. Müthiş bir mutluluk ve huzursuzluk(!) hâli, içinin adeta o minik varlık için “acıması”. Onun sağlığının, mutluluğunun odak noktası olması. Belki de artık çiftler için bambaşka bir dönem. Vermek, vermek ve vermek. Hatta birbirinden alıp miniğe vermek. Yaşamadan anlatılması mümkün olmayan bir kargaşadan bahsediyorum. Bir dönem kendini unutmak, bırakmak, pek çok şeyden vazgeçmekten bahsediyorum.

Free kids

Neyseki bir süre sonra insan bu “sarhoş” hâlden uyanıyor 🙂 Kendine tekrar özen göstermeye başlıyor. Kendi için bir şeyler yapmanın, üretmeye devam etmenin, birilerine fayda sağlamanın enerjisiyle aslında sadece kendine değil, en yakınlarına da fayda sağlıyor.

Şimdi dönüp baktığımda bu film şeridinin tek bir noktası belki de hiç değişmemiş: bağımsız olabilme çabası.

Çelişkili mi geldi? O zaman biraz daha izah etmeye çalışayım.

Hayatta kendi adıma önem verdiğim bir şey huzurlu olabilme hâli ise, diğeri bağımsızlık. Herhangi bir şeye veya kişiye bağımlı olmamak insanın dik durmasını sağlıyor.

Yalnız burada bahsettiğim şey bağlılık değil tabii. Bazen karışabiliyor bu iki kelime. O zaman da “bağlılık”a haksızlık oluyor.

Arada çok fark var. Bağlı olmak, aidiyet, inanç, dostluk, kökler, aile gibi kelimeleri içerirken, bağımlılık, mutsuzluk, yetersizlik, güvensizlik, çaresizlik hislerini barındırıyor.

Bunca yaşanmışlık sonrasında kızıma ne önersem, kaybolduğunda bulması gereken odak noktası ne olmalı diye düşündüğümde karşıma ilk “bağımsızlık” kelimesi çıktı. Hiç düşünmeden, hiç irdelemeden. Ne olması “daha doğru” diye düşünmeden. İlk aklıma gelen cümle “Bağlı olsun ama bağımlı olmasın, hayatta hep dik dursun”du.

İnşallah öyle olur.

Sizler bir kelime/bir cümle düşünseniz, doğru mu yanlış mı diye irdelemeden, özgürce, kimseye söylemenize bile gerek yok. Siz bilin yeter. Acaba ne olurdu?

4 Comments

  1. A Alptekin
    Yazıyı çok beğendim, yol gösterici. Son paragraftaki yaklaşım da rahatlatıcı buldum Teşekkürler
    Reply 24 Eylül 2016 at 12:42
    • Çok sevindim :) :) Bazı şeylerin içimizde, bizde saklı kalması gerçekten rahatlatıcı :) Çok sevgiler
      Reply 26 Eylül 2016 at 23:29
  2. Ozge
    Ne guzel demissiniz,agziniza saglik
    Reply 29 Eylül 2016 at 10:03

Yorum Yapın