Dijital Çocukların Ebeveynleri

Kendimi çocuklara yakın hissediyorum.

Onları anladığımı düşünüyorum.

Çağımızda empati kurarak ebeveyn olmanın farklı dengeler ve donanım gerektirdiğinin farkındayım.

Kesin müthiş bir anneyim değil mi?

Pek de değil.

Çok eksiğim var ve her gün iki ileri bir geri gidiyorum. Çünkü onlara yetişmekte ve tam olarak onların bakış açısıyla teknolojiye yaklaşmakta zorlanıyorum. Nihayetinde ben hâlâ elime basılı kitap/dergi alıp okumayı seven bir insanım. Hâlâ arkadaşlarımla veya iş yaptığım kişilerle fiziken buluşmaya, planlama yapmaya ihtiyacım var. Sanal dünya beni ancak bir yere kadar idare ediyor.

Öte yandan dijital çağ hepimizi hızla içine aldı. Hepimiz nimetlerinden faydalanıyoruz, hem de keyifle. Kendim gerek blog yazılarımı gerekse aktiviteleri duyurmak, ilgimi çeken kişi ve kurumların yaptıklarını takip etmek amaçlı sosyal medyadan faydalanırken, kızımın ne oranda ne yaptığı benim için hep bir “konu” olsa da bundan kaçış yok, biliyorum.

Artık karşımıza çıkan kişiyle tanışmamızı takip eden ilk yarım saat içerisinde mutlaka sosyal medya hesaplarını sormuş oluşuyoruz. “Sizi nereden takip edebilirim?” “Xxx firması mı? Hemen Instagram’dan bakayım.”

Üstelik sosyal anlamda da kişi/kurumların hesapları bizleri etkiliyor, fikir sahibi olduğumuzu sanmamıza sebep oluyor. Az takipçi, çok takipçi, paylaşım türleri, ne sıklıkta kullanılmış, kaç kişi beğenmiş, … Hepsine bakarak karşımızdakini bir yere oturtuyoruz. Kimi zaman doğru kimi zaman yanlış.

Peki biz tüm bu sosyal medya dünyasını dibine kadar yaşarken çocuklarımız ne yapıyor? Onlar sonuçta bu dünyaya doğdular, bizim gibi “sonradan dijital” olmadılar.

Onların doğalı bu. Birlikte oyun oynarken de cihazlar üzerinden oynayıp eğlenebiliyorlar. Sosyalleşme aracı olarak oyunları, uygulamaları kullanabiliyorlar. Birbirlerinin nerede ne yaptıklarını yine uygulamalar ile görüyorlar. Okullar belirli bir yaşa geldiklerinde tablet almalarını ve dersleri buraya yüklenecek uygulamalardan takip etmeleri gerektiğini zaten söylüyor. Ve siz istemeseniz de o cihazı almak zorunda kalıyorsunuz.

Siz özene bezene kutu oyunları, kitaplar, kalem-kağıt ile bebeğinizi büyüttünüz. Derken bir doğum gününe gitti. Orada diğer arkadaşları hiç adını sanını duymadığı bazı oyunlardan bahsediyor. Şaştı kaldı. Ve sizden de bu oyunları, daha doğrusu oyunları oynayabileceği cihazı istedi.

Veya siz televizyonu belirli bir saatte kapatıyorsunuz ve sonra da evdeki tüm elektronik cihazlar kapatılıyor. Oysaki çocuğunuzun arkadaşları o esnada bulundukları odalardan hep birlikte oyun oynuyorlar. Sizinki? Tüm bunların dışında kaldı.

“xxx’de kaçıncı seviyedesin?”

“???”

“Ne?! Sen xxx bilmiyor musun?”

Karizma yerlerde!

Peki ne yapacaksınız?

Birkaç gün önce harika bir seminer vardı: Dijital Çocukların Geleneksel Anne-Babası Olmak

Seminer PSİ Danışmanlık tarafından düzenlendi.  Uzman Psikolojik Danışman sevgili Feriha Dildar ve ekibinin çalışmalarına çok saygı duyuyorum. Özenle, titizlikle, müthiş bir itinayla çocuklara ve ebeveynlerine yardımcı oluyorlar. Kızıcığın minicik olduğu yaşlardan itibaren dönemsel geçişleri sevgili Dildar’ın desteğiyle sorunsuz atlatmıştık.

Bu vesileyle gururla belirtmek isterim ki kendisi Burcu ve Berk ile serimizin Hislerimiz, Hayır Diyebilirsin, Cinsellik, Yabancılar, Korkmuyorum kitaplarına da uzmanlığıyla destek vermiştir.

Gelelim seminerin detaylarına.

Dr.Atilla CeranoğluKonuşmacı Uzm. Dr. Atilla Ceranoğlu idi. (Massachusetts General Hospital, Çocuk ve Ergen Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi)

Dr.Ceranoğlu oyunların ve medya kullanımının geçmişinden şimdiki durumuna bir akış gösterdikten sonra (evet, dijital çağda her şey çok daha mekanik), bu dönemin çocuklarının “oyun” dan ne anladıklarına yoğunlaştı.

Yan yana gelen iki çocuğun birbiriyle sohbet ederek, birbirine yaptıklarını göstererek veya birbiriyle yarışarak oynadıkları dijital oyunun (yaşlarına uygun bir oyun olduğu varsayılarak) aslında korkulan kadar kötü ve tehlikeli bir sistem olmadığını belirtti. Yine de ekranda geçen 40 dakika (ise bu süre) tamamlandığında bir o kadar da ekransız aktiviteye vakit ayırmak gerekiyor diye belirtti.

Yani aslında “Eyvah! Çocuklar bir araya geldiler ve dışarıda top oynayacaklarına ekran karşısındalar!” diye panik olmadan önce ne şekilde, kiminle ve ne kadar süreyle o oyunun oynandığına, oyunun öncesi ve sonrasındaki sürece bakmak gerekiyor diyor Dr.Ceranoğlu.

İşin her zaman en başı, yaşı kaç olursa olsun:

  1. Saygı – Aman canım sen ne bilirsin! yaklaşımı değil
  2. Anlayış – Benim zamanımda böyle şeyler yoktu! demekten vazgeçelim
  3. Bilgi aktarımı – tehlikeler/fazla kullanımın zararları nedir ve neden
  4. Mutlak kurallar – birlikte ve karşı tarafa sebebi izah edilerek konulmuş kurallara herkesin uyması. Bir gün öyle bir gün böyle yok yani. Üstelik burada en önemli şey konulan kurallara en başta yetişkinlerin uyması. Yani siz ekran başındayken karşınızdakinden (yaşı kaç olursa olsun) ekranı bırakmasını bekleyemezsiniz.

Bazı teknik bilgiler ise şöyle:

7-17 yaş arasında yapılmış araştırmalara göre:

* 2 saate kadar dijital oyun ve ekran kullanımı çocuğa keyif verirken, 3 saati aştığında tam ters etki yapıyor. Bu arada bu süre bölünerek olursa daha iyi. Örneğin 35-40 dakikalık bir oyun tamamlandığında (daha doğrusu oyunlar bitmemek üzerine kurgulandığından asla tamamlanmıyor ama o seviye bittiğinde diyelim) ara vermek ve en az ekran başında geçen süre kadar ekran dışı şeylerle uğraşmak. Ödev yapmak, proje tamamlamak, bahçe ile uğraşmak, basket oynamak, vs. gibi mesela.

*Dijital medyayı yanlış kullanım uyku düzenini direkt etkiliyor. Nasıl mı? Çocukların doğdukları andan itibaren giderek azalacak derecede kaliteli uykuya ihtiyaçları var. 2 yaşındayken 11-16 saat arasındayken, 12 yaşa geldiğinde 8-11 saat aralığına iniyor. Ancak derin uykuya geçiş saati çok önemli olduğu için (çünkü onun insan kaçta yatarsa yatsın bir zamanı var. Bu zamanı kaçırmak istemiyoruz), yatış saati ve uykudan önceki uğraş bunu etkiliyor.

* Uykudan önce dijital oyun oynanırsa : uykuya geçiş 30 dakika gecikiyor ve uykuya vücudun kendini hazırlama süreci ortadan kalkıyor.

* Uykudan önce film seyredilirse gecikme süresi 10 dakika oluyor.

* Uykudan önce kitap okunursa uykuyu olumsuz etkileyen, geciktiren hiçbir unsur olmuyor.

* Çocukların (ve aslında hepimizin) öğrenme, algılama, kafaya yerleştirme sürecimiz uykuda oluyor. REM bu anlamda çok değerli.  Bu nedenle uykudan iki saat önce tüm elektronik kullanımını durdurmak gerekiyor.

* Erkek çocuklar kız çocuklara göre iki kat daha fazla dijital oyunlara meraklı.

* Fazla kullanım sosyal ilişkilerde ve duygusal anlamda bozukluklara neden olabiliyor. Çocuklarda ruh sağlığı göstergesi üç ana alanda beliriyor: okulda, evde ve arkadaşlıklarda. Bu üç noktadan birinde sorun varsa sadece o konuya odaklanarak çözüme ulaşabilirken birden fazla alanda sorun varsa o zaman konuyu ciddi olarak, gerekirse uzman desteğiyle çözme ve hemen aksiyon almak gerekiyor. Örneğin, bir çocuk arkadaşlarıyla gayet iyi, okulda derslerinde başarılı ama evde anne-baba ile iletişim kurmuyor, hep odasına çekiliyorsa o zaman evde aksayan bir şey var demek. Bunu tespit edip çözmek yeterli oluyor. Ama arkadaşlarıyla geçinemiyor ve okulda da notlarında ciddi bir düşüş yaşandıysa daha derin bir sorunun alarmı çalıyor demektir.

* Her dört çocuktan üçü evlerinde kuralların olmadığını söylüyor. (Kurallara her bireyin uyması gerektiğini unutmayalım)

* Dijital medyanın “dadı” rolünü almasına izin vermemek gerekiyor.

* Dijital kuralların olmadığı evlerde çocuklar akranlarından iki kat daha fazla oyun oynuyor ve bu evlerde okuma ve beraber eğlenme rutinleri daha seyrek gözlemleniyor.

Peki tüm bunları okuduk, dinledik, kendi eksiklerimizi ve çocuğumuzun yanlış yaptığı şeyleri tespit ettik.

Ne yapacağız?

Şimdi değişim zamanı!

Durumu hep birlikte, ailece analiz edip, kendimizi de eleştirerek ortak bir karara vardıktan sonra, yavaş yavaş, adım adım ideal noktaya gelmek hedefimiz olmalı. Bir günden öbürüne değişim zor olsa da bilinçli şekilde değişimi yaşayabiliriz.

Bir değişim süre ile ilgili ise, diğeri cihazın konumu, oynandığı yer ve kimlerle oyun oynandığı konusu olabilir. Yatak odalarında dijital cihazların bulunmaması (televizyon dahil) en sağlıklısı. Bununla birlikte çocukların tek başlarına cihazla baş başa kalmamaları da uzaktan da olsa bir kontrol mekanizması olması nedeniyle önemli. Bunun dışında çocuklar dijital oyunları birileriyle oynayacaklarsa mutlaka tanıdıkları ile oynadıklarına emin olmak gerekiyor.

Her ne önlem alacaksak, en temel konu mahremiyete saygı ve alınan kararlarda, konulan kurallarda süreklilik ve denge.

Söylemesi kolay, yapması belki bir miktar çetrefilli. Ama mümkün.

Toplum olarak çocuklara, gençlere saygı duymakta, onların fikirlerini ciddiye almakta zorlanıyoruz. Bunu kırmamız gerekiyor. Tabii ki onlardan daha tecrübeliyiz ve bunun değeri çok büyük. Ama bu, karşımızdaki bireyi önemsiz kılmıyor. Tüm bu saygı ve anlayış çatısı altında tehlike gördüğümüz anda da “biraz sevimsiz” olmayı göze alıp, olaya el koymayı da becerebilmemiz gerekiyor. Yine sevgiyle tabii ki.

Ha, bir de elimize yapışan cihazlardan biz de kurtulmayı öğreneceğiz.

Hepimize kolay gelsin dijital çağ anne ve babaları 🙂

Yorum Yapın