Uyku

National Geographic Türkiye’nin bir süre önceki kapak konusuydu UYKU. Michael Finkel tarafından derlenmiş yazıda uyku ile ilgili önemli paylaşımlar vardı. Çok ama çok detaylı bu yazıdan, sizlerle kısa bilgiler paylaşmak istedim. Çünkü uyku veya günümüzde uykusuzluk bizlerin ve bızdıklarımızın hayatını sandığımızdan da fazla etkiliyor.

Mavi ışık, geç saatlerde yatmak, elektronik cihazlarımızdan uyku esnasında bile uzaklaşamamak,… Bedeli çok ağır.

Yapılan araştırmalar, bu dönemde yüz yıl öncesine göre iki saat daha kısa uyuduğumuzu gösteriyor. Sebebi ise ağırlıklı olarak elektrik kullanımının yaygınlaşması, yani aydınlık ortamların artması, televizyon, bilgisayar ve akıllı telefonlar. “İçinde yaşadığımız bol ışıklı huzursuz toplumda uykuyu genelde düşman olarak görüyor, bizi üretkenlik ve eğlenceden alıkoyan bir durum olarak algılıyoruz,” deniliyor yazıda.

Çok da doğru aslında. İşimize ayırdığımız ek saatler, gece televizyonun karşısına bizi yapıştıran diziler, giderek artan huzursuzluk sonucu yatsak da uyuyamama hâli,… Pek çoğumuz için geçerli durumlar.

Öte yandan uyku, büyüme hormonunun ve enfeksiyonlarla mücadele eden proteinlerin en fazla salgılandığı çocukluk döneminde sağlıklı olmak ve düzgün gelişmek için çok önemli. Çocuklarda yetersiz uykunun diyabet, obezite ve öğrenim bozukluklarına yol açtığı düşünülüyor.

Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, beden sıcaklığı ve tansiyon için uykunun vazgeçilmez olduğuna dair kanıtlar var. Uyku bizim için belki de gıdadan bile daha temel bir ihtiyaç.

Bununla birlikte yeni bilgilerin uykuda pekiştiği de biliniyor. Uyku hafızamızı öylesine güçlü biçimde pekiştiriyor ki, korkunç bir görevden dönen askerlerin doğruca yatağa gitmemeleri öneriliyor.

Uyanık beyin dış dünyadan gelen uyarıları toplamak, uyku hâlindeki ise toplanan bilgiyi bir araya getirmek üzere optimize olmuş. Yani geceleri, kayıttan düzenlemeye geçiyoruz. Hatta  uyku hâlindeki beynimiz nelerin bellekte tutulup, nelerin atılacağını da seçiyor.

Derin uyku hâlimiz adeta bir koma süreci. Bu süreç tam bir temizlik yapma zamanı. (Yunan mitolojisinde uyku tanrısı Hypnos ve ölüm tanrısı Thanatos ikiz kardeşmiş. Biliyor muydunuz?)  

Yapılan araştırmalar, istisnasız tüm hayvanların en azından primitif bir biçimde uyuduğunu gösteriyor.

Zürafalar beş saatten az uyuyor. Atlar gecenin bir bölümünde ayakta, bir bölümünde yerde yatarak uyuyorlar. Yunusların beyinlerinin yarısı dönüşümlü olarak uyuyor, bir taraf uyurken diğer taraf uyanık kalarak durmaksızın yüzmelerine imkân sağlıyor.

Hemşire köpekbalıkları okyanus tabanında üst üste yığılarak dinleniyor.

Karafatmalar uyurken antenlerini aşağı indiriyor.

Uyku, beyni olmayan canlılarda bile görülüyor.

Denizanaları bedenlerinin nabız gibi atan hareketini gözle görülür biçimde yavaşlatarak uyuyor. Plankton ve maya gibi tek hücreli organizmalarda da belirgin hareket ve dinlenme döngüleri var.

Özetle doğa yasalarına göre, boyutu ne olursa olsun hiçbir canlı 24 saat durmaksızın tam gaz işlemiyor.

Düzenli olarak altı saatten az uyuyanları depresyon, psikoz, felç ve obezite gibi tehlikeler bekliyor. Neden mi?

Yeterli uyumadığımızda beynin ilk aksayan bölümü, karar verme ve sorun çözme eylemlerinin temel noktası olan prefrontal korteks oluyor. Az uyuyan kişiler bu sebeple daha sinirli, daha karamsar olup, mantıksız karar verebiliyorlar.

Öte yandan uyku yetersizliği anlamsız bir iştahı beraberinde getiriyor. Salgılanan açlık hormonu gerektiğinden fazla gıda tüketmemize neden oluyor.

Kısacası en başta çocuklarımız ve hemen akabinde tabii ki kendimiz için sağlıklı bir uyku ortamında yeterli uyku aldığımızdan emin olmak atacağımız, en önemli sağlık adımlarından biri.

Tüm araştırmalar bunu gösteriyor. O zaman hepimize iyi uykular 🙂

Leave a comment